|
ayla aylawrote:
Dünyaya dair birkaç kelâm
GÖKHAN ÖZCAN Dünya hakkında zamanın çuvallarına çok kelâm doldurduk bugüne kadar. Daha birçok şey söyleyebilir, daha birçok kavram üretebiliriz ve dünya bunları da rahatlıkla kaldırabilir. Söylenebilecek şeyler içinde en kapsayıcı olanlardan biri, dünyanın bir oyun yeri olduğudur. Bu oyunun değişen ve değişmeyen kuralları var. Hepimiz farklı performanslarla bu oyunun içinde varoluyoruz. Mutlak bir başarı ya da başarısızlıktan söz edilemiyor bu oyunda. Üstelik oyuna katılan her oyuncunun, kendini başarısız hissettiği her hamlenin ardından, ömrüyle sınırlı sayıda yeniden deneme hakkı bulunuyor. Yanan çıkmıyor yani, oyuna devam edebiliyor. Yeniden deniyor. Öte yandan oyuncuların kendilerini en başarılı hissettikleri anlar, kaybetmeye en yakın oldukları anlar oluyor aynı zamanda. Garip bir oyun anlayacağınız... Mutlak olan, hepimizin bu garip oyuna gönüllü ya da gönülsüz olarak katılıyor olmamız. Bütün diğer insanlar gibi ben de, bu oyuna katılmak durumundayım. Bu oyunda kendimi oynuyorum. Başka türlüsü de düşünülemezdi zaten. Dünyaya gelirken hikâyemizi de yanımızda getiriyoruz bizler. Dolayısıyla rol seçecek durumda değiliz. Bizim için yazılan rol neyse onu oynuyoruz. Bundan bağımsız bir sahneleme performansından söz edilebilir tabii. Kondisyon ve beceri bu noktada önem kazanıyor. Ben kendi adıma vasat bir oyunculuk sergilediğimi söyleyebilirim. İyi tarafım; elimden geldiğince rol çalmamaya çalışıyor olmam. Kötü tarafım ise, zaman zaman rolümü unutuyor olmam. Yani ezberim zayıf biraz... *** İnsanların kendilerini 'sorgulama'ları ve bu yolla hayatın anlamını 'arama'ları gerektiğine inanıyorum. Bunun için de “Nereden geldik, nereye gidiyoruz?” sorusu fena bir başlangıç değil bana kalırsa. Ama şu da bir gerçek, biz insanlar, sözün aslını görünmez hale getiren laf kalabalıkları üretmekte inanılmaz bir maharete sahibiz. Bir de galiba konuşurken dürüst olmakta zorlanıyoruz. Bizim en samimi görünen itiraflarımızın altında bile bir parça gururumuzu kurtarma çabası göze batıyor. Bu durumda, sorgulamaya kendimizden başlamak dışında bir seçeneğimiz yok aslında. Hayata çaresizce muhatap bırakıldığımız bir heyula gibi bakarsak, işi en başından kaybederiz. Kendimizi yalansız dolansız görmeyi ve tanımlamayı başarabilirsek; o zaman yaşama nedenimizi bulmaya da yaklaşmış olacağız. *** Keşke hayatın anlamını birkaç küçük sözcüğe sığdırabilmenin bir yolunu bulabilseydik. Her şey çok kolaylaşırdı o zaman. Ama korkarım daha fazlası gerekiyor. Ömrümüzün bir yerinde hayatın anlamını bulup, ondan sonrasında bütün zihinsel kaygılardan arınmak bana doğru ve mümkün görünmüyor. Biz sürekli o anlamın peşinde oluyoruz. Tam yakaladığımızı sandığımız anlarda, hayat devreye girip kafamızı bir kez daha karıştırıyor. Bu böyle sürüp gidiyor. Zamanlar zamanları kovalarken, bizler de hayatımızdaki o meçhulü kovalayıp duruyoruz.
June 10
|